Kayıp Tanrıça
Eleştirmen Puanı: 7.0 (İyi)
Öncelikle, ben çok kurgu hakkında ayrıntılı yorum yapan bir insan değilim. Klişelerin de gerektiğinde güzel durduğunu, farklı yorumlandığında insanın bakış açısını büyük ölçüde saptırabileceğini bilirim. Ama benim bu kuralım, sadece Fantastik dışı kurgular için geçerlidir. Çünkü Romantizm kategorisindeki bir hikâyeyi ele alırsak; Önemli olan şey sevginin doğru cümlelerle aktarılabilmesidir. Macera kategorisinde baz alınan şey, sunulan bilgilerin ve hayatta kalma tecrübelerinin okuyucuyu şaşırtma derecesidir. Aksiyon kategorisinde sahnelerin çarpıcılığı, aktarımın gerçekçiliği ve bunun fizik kurallarıyla harmanlanışı değerlidir. Ama Fantastik kategorideki bir hikâyede... İşte durum burada değişir. Fantastik bir hikâyede bizden beklenilen şey okuyucuya öyle bir kurgu sunmaktır ki, okuyan gördüğünde şaşkınlıktan 'Hayal gücüne bak!' diyebilmelidir. Sahneler öyle eşsiz yazılmalıdır ki, betimlemeler hayal edileni gözümüzün önüne getirebilmelidir. Olay akışı öyle planlanmalıdır ki, en olmadık yerde biri çıkıp tüm tahminleri darmaduman etmelidir...
'Kayıp Tanrıça' adlı hikâyede bu unsurların hiçbirini göremediğimi üzülerek belirtiyorum. Kurgudaki bariz eksiklikler ve yazımdaki hatalar beni okumayı bırakmaya itti. Eleştirmek için okumak zorunda olmasam muhtemelen ilk bölümün ilk sahnesinde bırakır ve bambaşka bir kurguya geçerdim. Sebebi de şu; Ben bir kurgu okuduğumda bana bir ders vermesini beklerim. Ana karakterin dört elemente hükmedip bir yılana ve yavru bir ejderhaya sahip olmasından öte, olgun bir insan gibi hareket etmesini isterim. Okuduğum hikâyede ilk bölümden itibaren gözlemledim ki; İlk önce Oscar, sonra Ardor, daha sonra Kyle, en son Enis... Tamam bu karakterleri olaya dahil ederken anlatmak istediğin şey "Kim olursa olsun gerçek aşkı olan Ardor'a dönecek!" olsa da ne yazık ki bazı şeyler okuyucuya bu şekilde yansımıyor. Ardor'a madem bu kadar aşık, başka bir erkekle birlikte olmayı düşünmek bile yeterince kötüyken bir de neredeyse her gördüğü erkekte takılı kalması... Tabii senin kurgun senin kararların ama bana göre bu unsur çok can sıkıcıydı. Hani insanların özerklik dönemlerinde yaşadığı çelişkiler vardır ya, tıpkı onlara benziyordu. Ama Sarah'ın bu dönemi yıllar önce çoktan aşmış olması gerekiyordu. Üstelik itiraf ediyorum ki ben bu konuda çok hassasım. Çünkü en ufak şeye bile aldatılmış damgası vurabiliyorum. Şahsi fikrim olarak bu kısımlar beni fazlasıyla rahatsız ediyor.
Bunun dışında söylemeliyim ki, evet, kurgunun bize verdiği bir ders var; Ardor'ın babasının, Hartes'i sırf gücü ve tahtı için idam etmesi de bu derslerden biri. Eğer o adam (İnkar etse de taht için yaptı, üçüncü hikâyede da taht için sülük denilen şeyleri uyandırdı.) tahtı için Hartes'i ölüme mahkum etmese, o adam ne sevdiği insanlardan ayrı kalacak, ne de kini ile koca bir savaşı başlatacaktı. Bu durumda kardeşini katleden bu adam, tüm olanlara sebebiyyet verdi ve kendi sonunu kendi yazdı.
Ama gel gelelim, bu verilmek istenen mesaj o az önce yazdığım sebepten dolayı görünmez hale gelmiş... Kızımız aşk hayatıyla veya gizlemeye çalıştığı -ama okuyucunun gözünden kaçmadığı- egosuyla uğraşırken bu son derece önemli ders geri planda kalmış. Hartes'in Sarah'a uyguladığı o işkencelerle Hartes iki hikâye boyunca kötü karakter olarak benimsenirken, asıl kötü karakter gizlice iyiyi oynamış. Bu açıdan bakılırsa; Ne kurgunun gidişatı, ne sahneler benden tam puan aldı. Bu konuda yazan kişi kendini geliştirmeli ve kurguyu ellerinde tutmalıdır. Tabii aynı zamanda özgün olup hayal gücünü güzel kullanmalıdır.
Hemen eleştirinin yazım tarzını ele aldığım kısmına geçiyor ve eleştiriyi kapatmaya hazırlanıyorum. Öncelikle söylemeliyim ki yazım -Buradaki bazı kitaplara göre güzel olsa da- oldukça acemi. Betimlemeler yeteri kadar fazla değil, özellikle fantastik bir kurguya göre çok az ve bu betimleme azlığı cidden rahatsız ediyor. Zaten biz yazan kişiden aşırı bir betimleme yapmasını, tüm kitabı bir odadaki toz tanelerine kadar tasvir etmekle doldurmasını beklemiyoruz; Sadece mekan gözlerimizde şöyle bir canlansa bizim derin hayal gücümüz gerisini tamamlamaya yeter. Ama ne mekanlarda bir farklılık, bir özgünlük vardı; Ne de bu mekanları eksizsizce betimleyecek cümleler... Normal bir sarayı ballandıra ballandıra anlatmak yerine daha farklı özelliklerle yazılsaydı, belki de tasvir kısmında benden bu kadar düşük puan almazdı.
Betimlemeden kastım tabii ki sadece mekan betimlemesi değil. Betimleme dediğim; Kişinin mimikleri, vücut dili, hisleri ve belki de düşünceleridir. (Sen zaten mimikleri belirtmişsin ama yine de bazı yerlerde eksiklikler barizdi. Bunları kitap düzenlemeye girerse mutlaka düzeltmelisin.) Bunlar paragraflarda sık sık belirtilmeli -özellikle düşünceler bu durumda çok önemlidir- ve cümle aralarına göze batmadan yerleştirilmelidir. Mesela bir paragrafta uzun uzun bir pencereyi ve karakterlerin fiziksel özelliklerini betimleyeceğine "Kumral, düz saçlarım ıslaklığı sebebiyle, tahtadan pervazına dokunduğum pencerenin şeffaflığına yapışıyordu." diyerek iki paragraflık kelime kalabalığını pratik bir şekilde bir cümlede toplayabilirsin.
Ayrıca cümleleri edat, bağlaç, sıfat - isim tamlamalarıyla zenginleştirmeli, açıklayıcı bir şekilde, fazlasından kaçınarak yazdıklarını okunmaya değer halden daha fazlasına, kusursuz bir yazıma getirebilirsin. Emin ol bu dediklerim düzeltildiğinde elinde daha akla yatan bir bir sonuç olacaktır. Diğer kurgularında başarılar diliyor ve iyi yerlere gelmeni diliyorum. Çünkü az önce eleştirimle yerden yere vursam da yazdıkların çoğu hikâyeden daha çok kitap olmayı hak ediyor.
Yazım:10/6
Özgünlük: 10/6
Akıcılık: 10/5
Betimlemeler: 10/5
Eleştirmen Notu: 7.0
Hikâye Linki: https://www.wattpad.com/story/22376770
Yazar Profili: https://www.wattpad.com/user/CansuMuyan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder